Magento GalaTheme / Emtheme Gala Electrounes "All Categories" Edit
find: app/design/frontend/default/galaelectronues/template/page/html
For change "all categories" edit this menu_header.phmtl
Huliz Blog
Thursday, October 17, 2013
Wednesday, October 16, 2013
ORTADOĞU (İKİ BİN YILLIK ORTADOĞU TARİHİ)
KİTABIN
ADI: ORTADOĞU (İKİ BİN YILLIK ORTADOĞU TARİHİ)
YAZARIN
ADI:BERNARD LEWİS
Bernard Lewis (doğumu 31 Mayıs 1916), Princeton Üniversitesi'nde
profösördür. İslam
tarihi
ve İslam-Batı ilişkisi hakkında uzmanlaşmıştır. Ortadoğu hakkında uzmanlaşmış
batılı uzmanlar arasında en çok okunan yazarlardandır. Yahudi kökenlidir ve George W. Bush'un danışmanlarındandır.
Lewis,
1993 yılında Le
Monde Gazetesi’ne
verdiği bir demeçte 1915 yılında Ermenilerin Osmanlılar tarafından
öldürülmesinin bir "soykırım" olmadığını, "savaşın bir yan
ürünü" olduğunu söylemişti. Paris’te bir mahkeme bunu
Ermeni soykırımının inkarı olarak kabul etmiş ve tarihçiyi sembolik olarak 1
Frank para cezasına çarptırmıştı.
Londra Üniversitesi'nde eğitim gördü; yüksek lisansını Ortadoğu
Tarihi yoğunluklu olmak üzere Tarih konusunda, doktorasınıysa İslam Tarihi
konusunda yaptı. Paris Üniversitesi'ndeki araştırmaları sırasında Türkçe
öğrendi. 1938 yılında ders vermeye başladı. 1974'e kadar Londra
Üniversitesi'nde, 1974-1986 arasındaysa Princeton Üniversitesi'nde hocalık
yaptı. 1998 yılında Atatürk Barış Ödülü'nü aldı. Araştırma alanları Ortaçağ
İslam Dünyası, günümüz Ortadoğusu ve Osmanlı İmparatorluğu'dur.
Başlıca Yapıtları: The Arabs in History (1950); The Emergence of
Modern Turkey (1961); The Assassins (1967); The Muslim Discovery of Europe
(1982); The Political Language of Islam (1988); Race and Slavery in the Middle
East: an Historical Enquiry (1990); Islam and the West (1993); Islam in History
(1993); The Shaping of the Modern Middle East (1994); Cultures in Conflict
(1994); The Middle East: A Brief History of the Last 2,000 Years (1995); The
Future of the Middle East (1997); The Multiple Identities of the Middle East
(1998); A Middle East Mosaic: Fragments of life, letters and history (2000).
Türkçede yayımlanmış yapıtları: Modern Türkiye'nin Doğuşu (1988),
İslam'ın Siyasal Söylemi (1993), Ortadoğu: Hıristiyanlığın Doğuşundan Günümüze
2000 Yıllık Tarihi (1996), İslam Dünyasında Yahudiler (1996), Müslümanların
Avrupa'yı Keşfi (1997), Çatışan Kültürler - Keşifler Çağında Hıristiyanlar, Müslümanlar,
Yahudiler (1999), Ortadoğu'nun Çoklu Kimliği (2000), Tarihte Araplar (2000).
1.KISIM
GİRİŞ
Bernard Lewis
kitabında Ortadoğu'nun geçmişten günümüze iki bin yıllık tarihindeki değişim
sürecini, bilimsel bir yaklaşımla ve etkileyici bir dille anlatıyor.
Üç büyük dinin ve pek
çok uygarlığın doğum yeri olan Ortadoğu; yüzyıllar boyunca ticari, askeri,
teknik, politik, ekonomik ve kültürel alanlardaki önemli bilgi ve fikirlerin
çıkış noktası olmuştur.Roma ve Pers imparatorlukları döneminden başlayarak
hritiyanlık ile birlikte ortaya çıkan tek tanrıcılığın gelişimini, islamiyetin
doğuşu ve yükselişini, müslüman ve hristiyan dünya arasındaki güç dengesinin
değişimini ve bölgenin tarihini şekillendiren Moğollar ve Osmanlılar gibi etkin
güçleri derinlemesine anlatmaktadır.
2.KISIM
1.BÖLÜM
HRİSTİYANLIK
ÖNCESİ
Yazar, bugün Ortadoğu
adını verdiğimiz bölge hristiyanlık çağının başlangıcında, iki büyük
imparatorluk arasında, bölgenin yazılı tarihinin binlerce yılınca ne ilk ne de
son olarak paylaşılamayan bir yer olduğundan söz etmektedir.Bölgenin
Boğaziçi'nden milli destana kadar uzanan Doğu Akdeniz kıyısındaki ülkeleri
içine alan, batı yarısının tamamını, ayrıca Roma İmparatorluğu'nun bir parçası
durumunda olduğunu söylemektedir.Bu bölgenin doğu yarısının önce yunanlıların,
sonra da romalıların "Pers İmparatorluğu", orada yaşayan halkın ise
"İran" olarak adlandırdığını belirtmektedir.
Yazar bu böümde
Mısır'a değiniyor ve önemli bir özelliğinden söz ediyor.Hristiyanlık çağının
başlangıcından itibaren varlığını sürdüren eski kültürlerden, kendi eski
kimliğini, dilini ve pek çok şeyini koruyan Mısır'ın olduğunu söylemektedir.
Ortadoğu'nun önceleri
"Doğu" sonra "Yakın" ve en son "Ortadoğu" adını
aldığını ifade etmektedir.Bir çok şeyin bu şekilde değiştiğini kültür, dil, din
ve sosyal yaşamın zamanla çok farklı bir hal aldığını belirtiyor.Kısaca yazar
bu bölümdetek tanrıcılığın tamamen yeni düşünce olmadığını ancak hristiyanlık
dini ile bunun tamamen netleştiğini ifade ediyor.Yani musevi dininin, helenistik
kültürünün ve Roma devlet sisteminin erişilebilir olması, birlikte
hristiyanlığın doğmasına ve yayılmasına ortam hazırlamıştır.Ve bir kaç yüzyıl
sonra farklı yöntem ve içeriği ile İslamiyet ikinci evrensel din olarak doğmuş
ve aynı görevi üstlenmiştir.İnançları ve amaçları aynı olan, aynı bölgede yan
yana yaşayan iki ayrı dünya dininin er veya geç çatışmasının ise kaçınılmaz
olduğunu ifade ediyor.
2.BÖLÜM
İSLAMİYETİN
DOĞUŞU
Yazar bu bölümde,
hristiyanlık dininden ilk altı yüzyıl sonra yani hristiyanlığın doğuşundan
İslamyetin doğuşuna kadar geçen süreyi anlatmaktadır.Hristiyanlık dininin bunca
yüzyıllar gelişmesi, benimsenmesi ve yaygınlaşmasından sonra islamiyet
dininin doğuşu bu dinin ve bundan önceki
dinlerin etkisini kaldırdığını anlatıyor.İslamiyet dininden önce Arabistan'da
yaşanan "cahiliye" döneminden bahsediyor.Bu dönemden sonra 2.yüzyılda
yani Hz.Muhammed'in doğuşu ile herşeyin değiştiğini belirtiyor.Yazar değişen
veya yeni doğan dinlerle ülkeler, imparatorluklar arasında bir çok şeyin değiştiğine,
düzenlerin bozulup yeni baştan oluşturulmaya ve bunun zorluklarına çok geniş
bir şekilde değiniyor.İslam tarihçilerine göre; ilk müslüman olan yani
islamiyeti ilk kabul eden arapçada "hanifi" denilen bir grup olduğunu
ifade etmektedir.Ayrıca hanifilerin ilsam dininde bir mezhep olduğunu
belirtiyor.
3.KISIM
İSLAMİYET'İN
DOĞUŞU VE YÜKSELİŞİ
3.BÖLÜM
KÖKENLER
Yazar kökenler
konusunda, islamiyetin doğuşu kurucusu, ilk kabul edenleri ve inananları ile
ilgili bilgilerin yalnızca islam
hadisleri, metinleri ve tarihi anılardan saklanabildiğini ifade
ediyor.İslamiyet'in dış dünya tarafından fark edilmesi ve dışarıdan bakanlarca
ele alınmasının uzun zaman ladığına değiniyor.Bu sebepten dolayı islam
tarihinden hristiyanlık, musevilik ve insanlaığın diğer bütün büyük dinlerinin
tarihleri gibi tarihçiler için çok sorun olduğundan bahsediyor.
Kısaca yazar, bu
bölümde müslüman inanışına göre Abdullah'ın oğlu Hz.Muhammed'in kırk yaşında
peygamber oluşunu, Ramazan ayı gecesi hira mağarasında olanları, Hz.Muhammed'in
Mekke'yi fethedişini ve burada artık bir topluluk olan ümmetin devlet oluşunu
anlatmaktadır.
622 yılında Hz.Muhammed'in
hicret yaptığını anlatıyor.Hz.Muhammed'in peygamberlik otoritesinin yanında
siyasi otoritesinin de varolduğunu ve 8 Haziran 632 yılında hayatını
yitirdiğine genişçe değinmektedir.Ve yine bu bölümde Emevi dönemini, o döenmde
yaşananları , halifeleri, kimlerin halife olduğunu ve bu halifelerden dördünden
üçünün öldürüldüğünü anlatıyor.Son olarak Emevi Halifeliğinin hızlı sonuna
değinmektedir.
4.BÖLÜM
ABBASİ
HALİFELİĞİ
Yazar bu bölümde
Abbasi halifelerinin Emevilerin yerine iktidara gelmesi ile iç karışıklıkların
ve mücadelenin sonlandığını sıradan bir hanedanın değişimini değil islam
tarihinde bir devrim olduğunu Abbasi hanedanı halifelerinin beş yüzyıl boyunca
Bağdat'ta hüküm sürdüklerini, islamiyet dininde yaşanan dönemleri ve bu
dönemlerin nasıl sonuçlandığını anlatıyor.Fatimiler dönemini genişçe ele alıp
anlatmıştır.
Abbasilerin
Emevilerden daha güçlü olduğunu ancak dini bir hiyerarşinin ve feodal sınıfın
desteği olmadığı için despotlardan daha güçsüz olduğuna
değiniyor.Hz.Muhammed'in vefatından sonra akrabaları arasında bile birçok
anlaşmazlığın ortayaçıktığını anlatıyor.
Kısıaca yazar
Abbasiler dönemini çok derin ve tarafsız bir şekilde anlatmıştır.
5.BÖLÜM
BOZKIR
HALKLARININ GELİŞİ
Yazar bu bölümde
6.yüzyılın başlarında islam toplumu ve devletinin içten içe gücünü kaybettiğini
gösteren birçok işaretten söz etmektedir.Halkın büyük çoğunluğunun sapkın
mezhepleri benimsediklerini ve İran'dan Mısır'a kadar uzanan imparatorluğun
büyük bölümünün hatta halifelerin şehrin bile Şii general ve beyler tarafından
yönetilmeye başladığını belirtiyor.Ekonomik yaşamda çöküşün olduğunu, Türklerin
islamiyeti kabul edişini, islamiyete bağlılıklarının ciddiliğini, gerçekliğini
ve bu şekilde ciddi olan başka bir halka rastlanmadığını anlatıyor.Ayrıca
islamiyetin türkler içinde hızla yayıldığını anlatıyor.Selçuklular devletinin
kuruluşunu ve adının Selçuk Beyden geldiğini ayrıca sunni müslüman olduklarını
belirtiyor.Sunni canlandırmanın amacının olduğunu ve bu amacın Şii devlet
düzenlerini yıkıp tekrar halifeliği getirmek olduğuna da değiniyor.İran ve
Türkiye arasındaki etkileşime de değiniyor.
6.BÖLÜM
MOĞOLLARIN
ARDINDAN
Yazar bu bölümde
halifeliğin yıkılışı ve moğol fetihlerinin ardından müslüman Ortadoğu'da İran,
Türkiye ve Mısır olmak üzere üç büyük güç merkezinin ortaya çıkışını
anlatmaktadır.Ayrıca İran ve Mısır çatışmalarının uzun yıllar sürdüğünü, Moğol
kökenli ancak türkleşmiş ve islamlaşmış Timur'u ve nasıl fetihçi olduğunu,
türklerin Mısır'ı ele geçirdiğini, osmanlıların dördüncü padişahı olan
1.Beyazıd'ı ve o dönemde çok fazla toprağa sahip olduğunu
anlatmaktadır.2.Mehmed'in babasının yerine geçtiğini ve yeni sultana ikiye
bölünmüş bir imparatorluğun miras kaldığını anlatıyor.
7.BÖLÜM
BARUT
İMPARATORLUĞU
Yazar bu bölümde
müslümanların yüzyıllardır sahip olmak istedikleri Konstantinopolis'i ele
geçirmesi ile birlikte son parçalarında yerine oturduğunu 2.Mehmet'in bu fethin
ardından Fatih adını aldığını, Fatih Sultan Mehmet kendisine miras kalmış olan
iki kıtanın Asya ile Afraika'nın birleşmesine mühür bastığını ve onları
şekillendiren iki geleceğin ilam sınırın birleşmesini tamamladığını ve Fatih
Sultan Mehmetin padişahlığında bundan
sonraki dönemlerinde Avrupa ve Asya sınırlarına düzenlediği fetihleri
anlatmaktadır.Ülkeler arasında sorunların hiç bitmediğini ve kıyasıya bir
mücadelenin varlığına değiniyor.Hristiyan değil müslüman devletler de savaşılmak
zorunda kalındığını ve bu devletlerden bir tanesinin de sonradan ortaya çıkan
Safevi İran Devleti olduğu söylenmektedir.Sultab Beyazıd'ın Anadolu Şiilerinin
anadoludan Yunanistana sürülme emri verdiğini
ancak ertesi yıl yerini oğlu Yavuz Sultan Selim'e bıraktığını
belirtmiştir.İran ile arada kıyası bir mücadele başlatıldığını İran'ın sonunda
yok edilmediğini ancak sınırlandırıldığını bu sayede memlukluların da yenilgiye
uğratıldığını, artık sınırların iyice genişlemiş olduğunu hatta kutsal Mekke ve
Mdeine şehirlerinin islamiyetin merkezi toprakların bile artık osmanlı
sultanlığında olduğunu ve avrupa savaşlarına kalındığı yerden devam
edilebilineceğini anlatıyor.17.yüzyılda türklerin doğuya ulaştıktan sonra
gerilemeye başladıklarını, donanım eksikliği yüzünden doğu ve günay anadoluya
çekilmek zorunda kaldıklarını 2.viyana kuşatmasından sonra osmanlı devletinin
sık sık yenilgiye uğratıldığı anlatılıyor.
Yeniçeri ocaklarıne
ordunun durumuna ve iç isyanlarına değinmektedir.Sonra bu yasakların 2.Selim
zamanında kaldırıldığını mesela evlenmek gibi, osmanlı devletinde tımar
sisteminin var olduğunu yani vergi toplamak anlamına geldiğini
belirtiyor.Devşirmelik sisteminin olduğunu iyi ve kötü yönlerinin olduğunu, iyi
yönü en alt tabakadaki insanların bile en üst tabakaya çıkabilmeleriydi.Ve
Kanuni Sultan Süleymanın Zigetvar kuşatması sırasında vefatının olduğunu ancak
gizlendiğini belirtmiştir.
Yazar bu sultandan
sonra ülkeyi iyi idare eden kaç tane daha sultanın başa geçtiğini ancak son kez
viyana kuşatmasında osmanlı devleti yine yenilir ve artık güçsüzlüğü iyice
belli olur.
4.KISIM
KESİTER
8.BÖLÜM
DEVLET
Yazar bu bölümde,
müslüman hadislerine göre; Hz.Muhammed'in kafirlerin kral ve prenslerine
mektuplar göndererek onlara peygamberliğini bildirdiğini ve islama davet
ettiğini söylüyor.Ancak en önemlilerinin Bizans ve İran imparatorluğu Sezar ve
Hüsrev olduğunu anlatıyor.
Osmanlı Devletinde
devlet yönetiminin padişahta olduğunu ancak bazen padişahların toplantılara
katılmadığını bir perde veya bir kafes arkasından dinlediğini ancak bu
uygulamanın Kanuni Sultan Süleyman dönemine kadar sürdüğünü sonraları ise
toplantılara sadece Sadrazam, Vezir ve Kapatn Paşanın karar verdiğini en son
ise padişaha danışıldığını anlatmaktadır."Şah" kelimesinin müslüman
inancına göre uygun olmadığını ve bu kelimenin farsçada şehin şah anlamına
geldiğini bunun da krallar kralı manasına geldiği için ve arapçada da
"malik" olduğunu belirtmektedir.Ancak malik sadece Allah olabilir
deniliyor.Bunu söyleyen de Hz.Muhammed'dir.Fakat Abbasiler Beveyliler ve
sonraki hanedanların kullanmış olduklarına değiniyor.İslam dininde
peygamberlerin gönderiliş sebepleri ve önemi anlatılıyor.Yani peygamber Tanrı
tarafından Tanrı'nın yasasını yerleştirmek ve yaymak için gönderildiğini
söylüyor.Ayrıca her çağda bir peygambere ihtiyaç olmadığını yani Hz.Muhammed'in
son peygamber olduğunu vurguluyor.Hz.Muhammedin din ve devletin bir bütün
olduğunu biri yokkken diğerinin gelişemeyeceğini ifade ettiği bir söz
söylediğini anlatıyor.Ve Hz.Muhammed'in şöyle örnek verdiğini söylemiştir:
İslam temeldir, devlet bekçidir, temeli olmayan çöker, bekçisi olmayan
kaybolur.Ayrıca devlet hazinesinin olduğunu ve bunun ikiye ayrıldığını
bunlardan birinin özel diğerinin ise genel olduğunu belirtiyor.
Genel: siyasi ve
askeri giderleri karşılar.
Özel: Dini ve bahşiş
işlerini karşılar.
9.BÖLÜM
EKONOMİ
Yazar bu bölümde
Modern Çağlardan önceki toplumsal ve ekonomik tarihle ilgili yeterince
araştırma olmadığını ve bunun sonucu olarak da ortadoğunun çok az anlaşılır ve
tanındığına değiniyor.Bunun temel sebebinin de belgeler olduğunu anlatıyor.Bu
bölümde gıdalar ve bunların ilk yetiştirildiği yerler anlatılmaktadır.Ayrıca
ekonomiye katkıları ve nasıl etkilediğini, toprakların verim oranının nasıl
olduğuna, örneğin ortadoğu nehir sularından çok iyi faydalanıldığını,Mısır
topraklarının ise her yıl nil nehrinden taşıdığı alüvyonlar sayesinde yeniden
gübreleştiği için gübreye gerek kalmadığını, toprakların önce verimli olduğunu
ancak sonraları verimin düştüğünü bu sebepten dolayı çölleşmenin meydana
geldiğine, devleti yönetenllerin toprak işletenleri veya işlemeyi yani tarımla
uğraşmayı aşağı görmesi verimin düşmesinin önemli bir sebebidir.
Hz.Muhammed'in
ailesinin tüccar olduğuna ve peygamberlerin hadislerinin sıkça ticareti
övdüğüne ve aslında tarıma da saygısı olduğunun ifadelerine yer vermiştir.
Yazar Kuran'da
Allah'ın faizi yasakladığını ve bununla ilgili hadislerin de olduğuna, faize
başvuranların cezasının da ateşte yanmak olduğunu anlatıyor.Ayrıca Mekke'ye
giden müslümanların da ekonomiye katkısının olduğunu ve bunun da yılda bir kez
yapılan ticaret olduğunu anlatıyor.
Sonuç olarak, yazar
bu bölümde önce ekonoi alanındaki gelişmeleri, ticaretin hızlılığını,
toprakların verimliliğini ancak bunların sonradan çok gerilediğini anlatıyor.
10.BÖLÜM
SEÇKİNLER
Yazar bu bölümde,
islam uygarlığında tarihte de bilinen tüm uygarlıklardaki gruplar arasında az
veya çok farklılıklar olduğunu bu durumda islamiyette eşitlik ilkesinin
varlığını ve tabiki hiç bir zaman insan, ırk, millet ve sosyal yaşam olarak
diğer bir insandan üstün olmadığını dindarlık ve diğer hayır işleri güç, servet
ve soyluluktan daha daha üstün olduğuna ayrıca insana onur kazandırdığını ifade
etmektedir.Kuran'da faizin yasaklandığını ancak ticaretin onaylandığına
değinmiştir.
Osmanlı İmparatorluğu
ve daha birçok ülkede orduların köleler ile oluşturulduğuna ve bu köklerin
ailelerinden, memleketlerinden tamamen kopartıldığına bu sebepten dolayı her yeni askerin köleden
oluşturulduğuna yeni asker çocuklarının asker olamayacağına ve ülkede bu
sebepten dolayı askeri güç doğuramayacaklarına bu sistemin çok başarılı oluşuna
da dikkat çekmiştir.Kısa sürede köleler büyük yükesek yerlere gelmiş
olduklarından dolayı artık halifelik üzerine de egemenlik kurduğunu anlatıyor
yazar.İslamiyetin ilk çağlarında da askerlerin kölelerden oluşturulduğunu
anlatıyor ancak onların genellikle özgürlüklerine kavuştuğunu anlatıyor.
Kısaca
hükümdarlıkların statülerini kaybettiklerini ve tekrar fetihler yaparak yeniden
kazandıklarını anlatıyor.
11.BÖLÜM
HALK
Yazar bu bölümde
sıkça islamiyetin eşitlikçi bir din olmasından söz edildiğini ve büyük ölçüde
de doğru olduğunu anlatmaktadır.Yani islamiyet halk arasındaki Yani islamiyetin
halk arasındaki eşitliği çok iyi koruyan bir din olduğunu belirtiyor.Örneğin:
İran'ın sınıfı feodalizmi, Hindistan'ın kast sistemi, Bizans ve Latin
Avrupa'nın ayrıcalıklı aristokrasıleri gibi çevresindeki ülkelerdeki
uygulamalarla kıyaslandığında gerçekten de islam dininin eşitlik ilkseini
taşıdığının söylenebildiğini belirtiyor.İslamiyet bu gibi toplumsal aşiret
temelli ayrıştırma sistemini benimsememekle kalmayarak bunları kesin ve net
olarak reddetiğini anlatıyor.Ayrıca yazar kadın erkek arasındaki hak ve hukuğa
da değiniyor.Ve islam dinine göre kadının özgürlüğünün harikalığından
bahsetmektedir.Yani bir insan kadın olduğu için üstün veya alçak bir erkek de
erkekliği ile üstün veya alçak olamaz.
Kısaca yazar halk
arasındaki ekonomik, kültürel, din ve dil etkileşimine değinmiştir.
12.BÖLÜM
HUKUK
İLE DİN
Yazar bu bölümde üç
büyük din arasında hukuk, din ve etkileşimlerini ayrıca birçok yazar hakkında
bilgi ve bunların nasıl bir yapıya ve anlayışa sahip olduklarını
anlatıyor.Örneğin; Gazali'nin hayatını ve aslında radikal bir yazar olmadığına
değiniyor.Aynı şekilde Mevlana'yı anlatmaktadır.Müslümanlığa göre Musevilik,
hristiyanlık başlangıçta gerçek din olarak ortaya çıktı ama islamiyetten
sonrahükümlerinin kalktığına değiniyor.İslamda belli bazı şartlara değiniyor
oruç tutmak gibi, zekat vermek, hacca gitmek gibi şartlara değiniyor.Ayrıca
müslüman anlayışına göre Adem, Musa, Davud ve İsa 'nın hepsinin müslüman
olduğunu söylemektedir.İslam dünyasında araplar, iranlılar ve türkler gibi
etnik topluluklar ayrıca mısır ve osmanlı sultanlarının ve iran şahlarının
ülkeleri gibi devletlerinin de olduğunu ancak geleneksel islam devletlerinde bu
düşünceler avrupa'nın kültürel ve siyasi yaşamında olduğu gibi önemli
olmadığını milli liderler veya hükümdarlar dinin otoritesini ve kabul etmiş
savunucularını ortadan kaldırmak bir yana kısıtlayamadıklarını bile
anlatmaktadır.
13.BÖLÜM
KÜLTÜR
Yazar bu bölümde
Ortadoğu'nun dünyanın en eski uygarlık bölgelerinden birisi olduğunu ancak
ortadoğu uygarlığının Hindistan ve Çin gibi başka eski uygarlıklarla
karşılaştırıldığında ortadoğu sahnesinin diğerlerinden belirgin bir şekilde
farklı iki özelliği olduğunu anlatıyor.
Bu özelliklerden
birinin çeşitlilik diğerinin ise süreksizlik olduğunu söylemiştir.
Kısaca yazar
ülkelerin bir zaman sonra nasıl değişim gösterdiğini, nerelerin değiştiğini, kültürün,
dilin, dinin ne haller aldığını anlatmaktadır.Örneğin Çin'in bugüne kadar nasıl
değiştiğini anlatmaktadır ayrıca modern çin ile eski çin arasındaki farkı ve
aynı kalan özellikleri dilin ve yazının başka bir biçimini kullandıklarına
değinmiştir.hindistan'ın ise hindu dinine inandığına magari yazısı senskrit
klasikleri ve kutsal metinlerinin nasıl değiştiğini anlatmaktadır.Fazla kitap
çevirilerinin yapıldığına Kuran-ı Kerim kitabının mealinin çıktığına, bilim
adamlarının genellikle musevi veya hristiyan oluşuna ancak içlerinde
müslümanların da var olduğuna ve çiçek aşısını ilk bulanın da müslüman bilim
adamları olduğuna dikkat çekmiştir.
14.BÖLÜM
MEYDAN
OKUMA
Bu bölümde yazar
ortadoğuda moder çağının başlangını dünyanın başka yerinde olduğu gibi Batı'nın
etkisi ile daha net bir biçimde de avrupa emperyalizminin ortaya çıkması,
yayılması ve yol açtığı değişikliklerle anlatmanın bir gelenek olduğunu
söylüyor.Osmanlı İmparatorluğu'nun imzalamak zorunda kaldığı Küçük Kaynarca
Anlaşması'nı, türklerin Viyana kuşatmasındaki başarısızlığını anlatıyor.
Kısaca yazar bu
bölümde rusya'nın bir çok ülkeyi tehdit ettiğini özellikle osmanlı devletine
yptıklarını ve birçok ülkenin birbiri ile olan mücadelesini ve nasıl meydan
okuduklarını anlatıyor.Müslüman ortadoğu 16.yüzyıldan başlayarak Avrupa'nın
yayılması ile iki taraflı bir kıskacın ortasında kaldığını kuzeyden ruslar,
Türkiye ve İran'ı sıkıştırırken batı avrupalıların da Afrika'nın etrafından
dolanarak Akdeniz'i aşıp ara dünyasına ulaştığını anlatıyor.
15.BÖLÜM
DEĞİŞİM
Yazar bu bölümde
Avrupa'nın siyasi ve ekonomik etkinliğinin aynı dönemde büyük ölçüde arttığını
bu artışın özellikle askeri ve siyasi konulardaki gibi bozulan güç dengesine
bağlı olduğunu, 16.yüzıldaki gibi ihtişamlı döneme göre oldukça güçsüz durumda
olan Ortadoğu, Batı ve Doğu Avrupa'yla karşılaştırarak anlatmıştır.Ekonomi ile
ilgili büyük değişimlerin olduğunu, ülkelerin din, dil, sosyal yapı, kültürel
yapı ve daha pek çok yöndeki değişikliğine değiniyor.Osmanlıların Batı'da
yaşanan Bilim ve Teknoloji deki hızlı ilerlemeye ayak uyduramadığını anlatıyor.
Ancak 18.yüzyılın
sonuna doğru artık sultan ve danışmanları yaşanan bunalımın farkında olduğunu,
imparatorluğun direnci eyaletlerdeki isyancı liderlere karşı kısa süreli bir
hükümdarlık sağlamaya yetse bile, otorite daralmasını ve toprak kaybını
engelleyemediğini Avusturya ve Rusya'ya karşı kazandıkları küçük zaferlerin
kendilerinin güçlü olmadıklarından kaynaklandıklarını düşmanlarının arasındaki
endişe ve anlaşmazlıklara, Fransa'daki yeni karışıklığın yol açtığı korku ve
Rusya yayılmacılığına bağlı olduğunu belirtmektedir.
16.BÖLÜM
KARIŞIKLIK
VE TEPKİ
Yüzyıllardan
bu yana müslümanların tarihe bakış açılarında, Tanrı'nın gerçeğini tüm
insanlığıa kazandırmak gibi kutsal bir görevinin olduğunu, ait oldukları islam
toplumu, Tanrı'nın amacının dünyada somutlaştırılması islam hükümdarlarında
peygamberin mirasçıları ve Tanrı'dan getirdikleri mesajın bekçisi olduğunu
belirtiyor.
Müslüman devleti ile
kafir komşuları arasında zorlu ve devamlı bir savaş durumunun olduğunu durumun
sona ermesi gerçek dinin egemenliği ve dünyanın tümünün müslüman olması ile
mümkün olduğunu anlatıyor.
Kısaca bu bölümde
yazar müslümanların veya islam dininin dünyada ne kadar etki yarattığını
anlatıyor.
17.BÖLÜM
YENİ
DÜŞÜNCELER
Eylül 1862'de Omasnlı
İmparatorluğu'nun hariciye nazırı Ali Paşa, Paris'te bulunan elçisine yazdığı
bir mektupla diplomatların "ufukturu" olarak adlandırdıkları bazı
bilgileri gönderdiğini belirtiyor.Avrupa'nın genel diplomatik durumunu
inceledikten ve ülke ülke gezdikten sonra milli birlik mücadelesi vermekte olan
İtalya'yı anlatmıştır.
Batı Avrupa'nın geri
kalmış ve fakir toplumları astronomi, kimya, matematik, tıp, felsefe ve hatta
ilahiyatta islam dünyasının öğrencileri olduğunu belirtiyor.Arap öyküler
külliyatına değinmiş, binbir gece masalları ve çevirileri hakkında bilgi
vermiştir.
Kısaca yazar bu
bölümde ülkeler arası yenilikleri,
reform ve rönesans hareketlerini ve etkilerini milletlerarası yeni yeni
düşünceleri, bu düşüncelerin yarattığı etkiyi anlatıyor.
18.BÖLÜM
SAVAŞTAN
SAVAŞA
Osmanlı
imparatorluğunun yıkılışına dek geçen yüzyılı aşkın süre içindeki ve dışarıdaki
düşmanları ile savaştığını İranla yapılan savaşları dünyada gerçekleşen ve çok
büyük sarsıntılar yaratan 1.Dünya Savaşı nı ve bu savaşın Osmanlı Devleti
üzerindeki etkilerini, savaşın sonuçlarını, bu savaşın 4sene sürdüğünü, Mondros
Ateşkes Anlaşması'nı anlatmıştır.
Mustafa Kemal
Atatürk'ün yaptıklarına değinmektedir.
Fransız ve ingiliz
hakimiyetinin, özellikle batılı devletler sonuç olarak da ortadoğulular
açısından en olumlu sonucu, ortadoğunun 2.Dünya Savaşı'ndaki rolünden de
anlaşılabileceği gibi stratejik hedefe ulaştığı, ortadoğunun mihver devletlere
karşı savaşta üs ve destek kurumları sağlaması, batı için en önemli hizmet
olduğunu, buna karşılık olarak onu
mihver devletlerin doğrudan hakimiyetinden kurtarmaları da Batı'nın ortadoğuya
en önemli hizmetidir.
19.BÖLÜM
ÖZGÜRLÜKTEN
ÖZGÜRLÜĞE
1945'te müttefiklerin
kazandıkları zafer ve mihver devletlerin aldıkları yenilginin, dünyaya hemen
barışı getirdiğini Doğu ve Orta Avrupa'da Sovyet İmparatorluğunun ilerlemesi,
Asya ve Afrika'da batılı sömürge imparatorluklarının gerilemesi, bu bölümde
önemli sorunlara yol açtığını, kaybedilen ve kazanılan bağımsızlığın eski
nefretlerin canlanmasına ve yenilgilerin ortaya çıkmasına neden olmuş ve
milyonlarca insanı mülteci durumuna getirdiğini ortadoğuda savaş sonrası
karışıklıklardan nasibini aldığını, bölge barışı sıklıkla içeriden ve zaman
zaman da dışarıdan müdahalelerle huzursuz olduğunu ve kesintiye uğradığını bir
bütün olarak ortadoğudaki sıkıntılar sovyetlerin orta ve doğu avrupadaki
hakimiyetin veya ingiliz yönetiminin güney ve güney doğu asyayı terk ederken
yaşananlardan daha az zarar verici ve yoğun olduğunu söylemiş.Ancak
ortadoğudaki sorunlar büyük boyutta olmasa da siyasi ve diplomatik çözümleri
bakımından yoğun ve zor koşullar altında yaşandığını anlatmaktadır.
kısaca belli
savaşların olup sona erdiğini, bazı anlaşmaların olup iptal edildiğini, birçok
devletin bağımsızlığına kavuştuğunu, kadın haklarının önceden çok kısıtlı
olduğunu hatta hiç olmadığını ancak bu dönemde kadınlara büyük önem verildiğini
ve özgürlüklerine kavuştuklarını anlatıyor.
Sonuç olarak kitabın
yazarı olan Bernard Lewis'in bu kitabı tarafsız, etkileyici ve iki bin yıllık
ortadoğu tarihini en güzel şekliyle anlattığını, özellikle müslüman olmamasına
rağmen ve bir osmanlı çocuğu olmamasına karşın islam dinini bu denli etkileyici
ve doğru olarak anlatması taktir edilesi bir durumdur.
Subscribe to:
Posts (Atom)